AKŞEMSETTİN

05.01.2013

 İSTANBUL'UN MANEVİ FATİHİ KAVAKLI AKŞEMSEDDİN

 

Fatih Sultan Mehmed'in hocası ve İstanbulun manevi fatihi mutasavvıf, alim, tabip ve şair Akşemseddin, devrin en ünlü bilgelerinden biri olan Hamza Efendi?nin oğlu olarak 1390 tarihinde Şam'da doğdu. Asıl adı Şemseddin Muhammed olan Akşemseddin'in adı kaynaklarda Muhammed bin Hamza şeklinde geçer.

 

Suhreverdi?nin torunlarından olan babası Şeyh Hamza'nın soy ağacı, Hz. Ebubekir'e kadar ulaşır. Akşemseddin, yedi yaşında iken babası ile birlikte Anadolu'ya gelerek bugün Samsun iline bağlı Kavak ilçesine yerleşti. Babası Şeyh Hamza ömrünü Kavak'ta insan yetiştirmekle geçirdi. Mezarı Amasya'da bulunmaktadır.

 

Manevi kir ve pasları temizlemekte çok başarılı, riyâzet ehli, saçı, sakalı, yüzü beyaz bir kişi olduğu için hocası Hacı Bayram-ı Velî tarafından kendisinde Akşemseddin ve Akşeyh unvanlarının verildiği rivayet edilir. Ayrıca az yeme, az uyuma ve az konuşma gibi özellikleri sebebiyle yüzünün beyazlaştığı bilinir. Akşemseddin ve ailesi hakkında en güvenilir kaynak kabul edilen Emir Hüseyin Enisi'nin Menakıb-ı Akşemseddin'i diğer kaynaklar da Akşemseddin, yedi yaşında iken babasıyla birlikte Kavak?a gelerek buraya yerleştiğini belirtirler.

 

Akşemseddin babası Şeyh Hamza'nın, Şam diyarında birçok kerameti ortaya çıktığı için Yüce Allah?ın emriyle o diyardan Anadolu'ya göç ettiği ve Amasya sancağında Kavak kasabasına yerleştiği belirtilir. Mübarek kabirleri buradadır. Rivayet olunur ki defnedildiği gece, kabrine sırtlan adı verilen bir kurt geldi. Mübarek kabrini açtı ve mübarek bedenini (cesedini) yemek istedi. Şeyh Hamza, elini yattığı yerden çıkardı; kurdu yakalayarak boğazından tutup öldürdü. Ertesi sabah kabri ziyarete gelenler, Şeyh Hamza'nın cesedini bu vaziyette (eli kabrin dışında) buldular. Kurdu oradan kaldırarak Şeyh Hamza'nın elini tabutun içine koydular. Şeyh Hamzanın eli, tabutun içinden tekrar dışarı çıktı. Sezgi gücü yüksek olan bir kimse: Temiz olmayan kurda değdiği için elin yıkanması gerekir. dedi. Yıkayıp tabutun içine koydular. O zamandan sonra Şeyh Hamza'ya Kurtboğan dediler. Şeyh Hamza'nın mezarı, o bölgede Kurtboğan mezarı olarak bilinir.

 

Rivayet olunur ki Akşemseddin yedi yaşında Kuranı ezberledi. Babası Şeyh Hamza ile Anadolu'ya geldi. Şeyh Hamza, Anadolu'da vefat etti. Oğlu Akşemseddin ilme talip oldu. Arapça ilimlerin yanında fen ve edebiyat alanındaki ilimlerle de meşgul oldu. Akranları arasında seçkin duruma geldikten sonra Osmancık Medresesi?ne hoca oldu. O günün şartlarında, pozitif bilimlerle meşgul olmasına rağmen tasavvufî ilim isteği, kalbinden hiç çıkmadı.

 

İstanbul'un manevi fatihi olan Akşemseddin'in Fetih ve Fatih'le ilgisi hakkında da Menakıb-ı Akşemseddin'de şu bilgilere yer verilir: Merhum Sultan Mehmed Han, yirmi bir yaşında sultan oldu. Fetihten bir yıl sonra, Edirne'de bilgin ve devlet adamlarının ileri gelenlerini topladı. İstanbul?un fethini onlarla enine boyuna değerlendirdi. Bilginlerden birisi o zaman fethe razı olmamıştı. Hz. Peygamber?in sahabeleri, dört halife ve tâbiinden birçok kişinin İstanbul'u almak için savaştıkları halde başarılı olamadıklarını belirterek konuyla ilgili hadisleri değerlendirerek İstanbul'un fethinin Mehdî'ye nasip olacağını belirterek savaşa engel olmak istemişti. Sultan, ilgili hadislerin Akşemseddin tarafından da yorumlanmasını istedi. Akşemseddin, bu konudaki fikrini şöyle beyan etti: 'İstanbul'u, önce Sultan Mehmed Han feth eder, daha sonra beni-asfer (Batılılar) alır. Onların elinden Mehdî geri alır. Sultan, ileri gelen bilginlerle durumu tekrar değerlendirdi. Sonunda, şeyhin sözüne itibar edilerek İstanbul'un fethine karar verildi. Sonunda İstanbul üzerine gidildi. Elli dört gün savaş yapıldı. Sonunda, batı ülkelerinden İstanbul'a büyük gemiler, asker ve yiyecek geldi. Kâfirler şenlik yaptılar. Bu durum karşısında âlimler ve idari kadro toplandı. Sultanın huzuruna çıkarak şöyle dediler: Bir sufinin sözüyle bu kadar asker kaybedildi ve hazine telef oldu. Batı dünyasından kâfirlere yardım geldi, fetih ümidi kalmadı.' Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddinoğlu Ahmet Paşa'yı şeyhe gönderdi. Vezir, Kalenin fethi ve düşman karşısında zafer kazanma ümidimiz var mıdır? dedi. Şeyh bu soruya şöyle cevap verdi: 'Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gazi, kâfir kalesine yönelsin. İnşallah fetih gerçekleşecektir.? Sultan bu sözle tam ikna olmadı. ?Belli bir vakit tayininde bulunulsun.' dedi. Adı geçen veziri, fetih vaktinin tayini hususunu görüşmek üzere tekrar şeyhe gönderdi. Akşemseddin, mürakabeye daldı. Gönül dünyasında yaptığı yolculuk ve araştırma sonrasında, Bu yılın Rabiülevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, en içten duygularla ve mana âlemininin yardımlarını da hissederek, tarif edilen yönden yürüyüşe başlasınlar. O gün, fetih gerçekleşecek, İstanbul ezan sesleriyle dolacaktır.' buyurdu.

 

Belirtilen gün ve saat geldiği zaman, Osmanlı askerine yürüyüş emri verildi. Asker önce hisara hücum etti. Sultan Mehmed Han şeyhi de davet etti. Şeyh bu davete icabet etmedi. Kendisiyle görüşme ve kimseyi kabul etmemeleri hususunda da sûfilerini uyardı. Sultan, Akşemseddin'in davete icabet etmemesine çok sinirlendi ve kalkıp şeyhin çadırına geldi. Sağlam olan çadır kapalıydı. Hançerini çıkarıp bir bölümünü ikiye ayırarak içeriye baktı. Çadırın içinde hiçbir şey yoktu. Şeyh bu sırada toprak üzerinde namaza durup secdeye varmış, tacı mübarek başından düşmüş, ak saçları açığa çıkmış, mübarek saçı ve sakalına toprak bulaşmış ve gözünden akan yaşlarla da sofra kadar bir alan yaş olmuştu. Şeyh bu vaziyette dua ediyordu. Sultan şeyhin bu halini ve inleyişini görünce dehşete kapıldı. Dönüp makamına geldi ve kaleye baktı. Askerin önünde, beyaz elbise giymiş bir grubun, Hisar'a doğru gittiğini gördü. Hemen o saatte kale fethedildi.

 

Rivayet olunur ki şeyhe, fetih vaktini nasıl açıkça nasıl bildiğini sordular. Şeyh bu soruya şöyle cevap verdi: Kardeşim Hızır ile yaptığımız gönül sohbeti sırasında, İstanbul'un fethine birlikte şahit olduk. Kale alındığı gün, kardeşim Hızır kıyafetindeki bazı veliler, askerin önünden Hisar'a girdiler. Kale fethedildikten sonra Hızır kardeşimi, kale duvarı üzerine oturarak ayaklarını aşağıya salmış vaziyette gördüm.

 

İstanbul'un fethinden önce yine büyük hükümdar otağını Topkapı karşısında, Maltepe Kışlası'nın bulunduğu yere kurmuştu. Bir akşam hocası Akşemsettin ile sohbet ederken, "Eyüp Sultan'ın mezarı nerededir, mezarı nasıl buluruz" diye sorar. İstanbul'un fethine yaklaşılan günlerde bir akşam, Akşemsettin Fatih'e müjdeyi verir: Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. Orayı kazacağız, bir beyaz mermer çıkacak. Eyüp Sultan orada olmalıdır." ..Ve Orası kazılmaya başlanır ve toprak altında yazılı mermer parçaları bulunur. AkŞemsettin'in dediği gibi beyaz mermer meydana çıkar, mermerin üzerinde "Haz-a kabri Halit İbni Zeyd" ibaresi yazılıdır.

 

Akşemsettin hazretleri ve komutanlar, mezarın biri başına biri de ayakucuna olmak üzere iki fidan dikip ertesi gün tekrar gelmek üzere ayrılırlar. Haberi hocasından alan Fatih Sultan Mehmet Han, o gece heyecanla atan kalbinin tatmin (mutmain) olması için kazılan yere gider. O bölgenin çevrilmesini ve her bölgeye bir çeşme yapılmasını emreder. Akşemsettin'in diktiği iki fidanı söktürür, bugün Eyüp Sultan camiinin girişindeki çeşmelerin bulunduğu yere diktirir. Fatih, fetihten sonra Hz. Eyyup'un mezarının bulunduğu yere cami, türbe yaptırdı. Eyüp Sultan Camii'ne gidenler, Cami ile türbe arasında biri büyük biri küçük olmak üzere iki çınar, yakında çeşmeler görmektedir.

 

Rivayet olunur ki Fatih Sultan Mehmed kale fethedilmeden önce şeyhe: Bana bir dua öğret ki okuyayım. dedi. Şeyh ona şöyle söyledi: 'Ey Fâkih Ahmet! 'Sen bize yardım et. diyerek dua et. Padişah da aynı şekilde dua etti. Kale alındıktan sonra, Sultan Mehmed, bu dua konusunda şeyhe şöyle bir soru sordu: Fâkih Ahmed kimdir? Dua sırasında, ben ondan yardım istedim. Allah'a yalvarmış olsaydım daha iyi değil miydi? Şeyh, şöyle cevap verdi: 'O zamanda Fâkih Ahmed büyük bir kutuptu. Yüce Allah, yeryüzündeki tasarrufu ona vermişti.

 

Büyük fetih, Kur'anda geçen Beldetün tayyibetün ifadesi gereği, 1453 tarihinde gerçekleşti. Sultan Mehmed, çok mutlu oldu. Hiç bir zaman bu kadar sevinmemişti. Bunun üzerine sultan şöyle dedi: 'Bende bir ferahlık görürsünüz. Kalenin fethine sevindiğimi zannetmeyiniz. Akşemseddin?in benim zamanımda yaşadığına sevinirim.' dedi. Rivayet olunur ki Sultan Mehmed şeyhe çeşitli hediyeler vermesine rağmen şeyh kabul etmedi. Akşemseddin, sade ve gösterişten uzak bir hayatı tercih ederek yaşantısını hiç değiştirmedi.